Vasiyetnamenin İptali

Vasiyetname ölüme bağlı bir tasarruf olduğundan, ölüme bağlı tasarrufların iptali prosedürüne göre iptal edilecektir. Ölüme bağlı tasarrufların iptali ile kastedilense, esasen geçerlilik şartlarına riayet edilmeksizin düzenlenmiş bir ölüme bağlı tasarrufun, bu geçersizlik nedenine binaen hâkim tarafından geçmişe etkili olacak tarzda hükümden düşürülmesidir. Vasiyetnamenin iptali sebebi vasiyetin yapıldığı anda mevcuttur ancak vasiyetçi öldükten sonra açılacak bir dava ile iptal edilir. Bu noktada vasiyetnamenin iptal davasıyla ölüme bağlı tasarrufun hükümden düşürülmesinde vasiyetçinin rolü bulunmamaktadır. Sağlar arası hukuki işlemler için kesin hükümsüzlük sebebi olan bir takım nedenler ölüme bağlı tasarruflar bakımından sadece iptal sebebi olarak kabul edilmiştir. Örneğin şekle aykırılık sözleşmeler hukukunda çoğunluğa göre kesin hükümsüzlük sebebi iken TMK 557. Maddesinde iptal sebebi olarak düzenlenmiştir.
Vasiyet bozucu yenilik doğurucu nitelikteki hâkim kararına kadar askıda olup sonuç doğurmaması süresi içinde dava açılmasına bağlıdır. Hâkimin vereceği bozucu yenilik doğurucu iptal kararı geçmişe etkili olmakla birlikte taraflar arasında hüküm ve sonuç doğurur. Vasiyetnamenin iptali davası açma hakkı bulunan kişilerin bu hakkını kullanmaması, esasen geçersiz olan bir işlemin hukuken geçerliymiş gibi hüküm ifade etmesine neden olur.

Vasiyetnamenin İptali Sebepleri

Ehliyetsizlik; esasa ilişkin bir vasiyetnamenin iptali davası sebebidir. Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk vb sebeplerle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes ayırt etme gücüne sahiptir. Ayırt etme gücü bulunmayanların fiil ehliyeti bulunmaz ve yaptıkları fiiller hukuki sonuç doğurmaz. Vasiyeti düzenleyenin ehliyetsizliği ileri sürülüyorsa taraflara delillerini sunmaları için süre verilmeli, varsa tarafların gösterdiği tanıklar dinlenmelidir. Tanıkların kesin olmayan ve çelişen ifadeleri hükme esas alınamaz.
“Davacılar vasiyetnamenin iptali davası ile miras bırakanın ehliyetsizliğini de ileri sürerek istemişlerdir. Tarafların gösterdikleri tanıklar dâhil tüm deliller toplanıp, gerektiğinde uzman bir tıp kurumundan da rapor alınıp değerlendirilerek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 31.01.2005, 16166-947)
Yargıtay uygulamasına göre ehliyet durumunun doktor raporu ile kanıtlanması esas olup, tanık beyanları bu durumun saptanmasında göz önünde bulundurulabilecek birer veridir. Vasiyetçinin ehliyeti konusunda yetkili kuruldan sağlık raporu alınmalıdır. Bu bir uzmanlık işidir. Dolayısıyla davaya bakan hâkim kendi gözlemlerine dayanarak vasiyetçinin ehliyeti konusunda bir karar veremez. En yetkili sağlık kurulundan özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gereklidir.
“ hukuki ehliyet durumunun doktor raporu ile kanıtlanması esas olup, tanık beyanları bu durumun saptanmasında nazara alınabilecek birer veridir. Bu nedenle mahkemece davacı taraftan murisin vasiyetname tarihindeki sağlık durumunu gösterir kayıt, reçete, rapor, sağlık karnesi vb. gibi deliller resen sorulup istenmeli, vasiyetname tanzimine esas alınan sağlık ocağı raporu da celp edildikten sonra dosyadaki tüm deliller değerlendirilerek vasiyetname tanzim tarihinde murisin hukuki ehliyete sahip olup olmadığı hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak sonucu uyarınca bir karar verilmelidir.” (Yargıtay 3. HD, 22.06.2009, 7669-10711)
Yukarıda yer verilen Yargıtay ilamı da uyarınca, vasiyetname yapılırken Sağlık Ocağından vasiyetçinin ehil olduğunu gösterir rapor alınabilir. Ancak tanıklar vasiyetnamenin yapıldığı sırada miras bırakanın ayırt etme gücünden yoksun bulunduğunu beyan etmişlerse Adli tıp kurumundan rapor alınıp sonucuna göre karar verilmelidir. Bu yüzden tüm deliller toplandıktan sonra dosya bütün halinde Adli Tıp Kurumuna gönderilir. Adli tıp kurumu, tasarruf ehliyeti konusunda serbestçe karar verir. Vasiyet eden hakkında düzenlenen fiziksel rahatsızlıklarına ilişkin raporlar da kuruma gönderilmelidir. Dosyada tasarruf ehliyeti noktasında raporlar arasında bir çelişki varsa hâkim bu çelişkiyi gidermelidir. ( Örneğin Adli Tıp Genel Kurulundan rapor almak)
Ehliyet konusunda değinilecek son nokta ise vasiyet edenin fiil ehliyetine sahip olup olmadığının vasiyetin düzenlendiği tarih itibariyle belirlenmesidir. “Dava, öncelikle ehliyetsizlik nedeniyle vasiyetnamenin iptaline ilişkindir. Vasiyetnamelerin düzenlendiği tarihlerde miras bırakan Kadir Erol’un ehil olup olmadığı konusunda Adli tıptan heyet raporu alınmadan yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.” ( Yargıtay 2. HD, 30.01.2007,20306-782)
İrade Sakatlığı; esasa ilişkin vasiyetnamenin iptali davası sebebi olup, yanılma, aldatma, korkutma, zorlama sonucu ortaya çıkabilir. İrade sakatlığı ile açılan davada başka bir karar verilemez. Ehliyet durumunda olduğu gibi irade sakatlığının bulunup bulunmadığı da vasiyetin yapıldığı duruma göre belirlenmektedir.
Miras bırakanın yanılma veya aldatma etkisiyle yaptığı vasiyetname geçersizdir. Aldatma varsa bu olgunun kanıtlanması gerekir. Miras bırakan yanıldığını veya aldatıldığını öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde tasarrufundan dönebilir. Dönme sonucu tasarruf geçersiz duruma gelir. Ancak miras bırakan bir yıllık hak düşürücü süre içinde dönmezse vasiyetname geçerli hale gelecektir. Miras bırakan sakat irade beyanı ile yaptığı vasiyetnameden bir yıllık hak düşürücü süre içinde dönmemişse ölümünden sonra mirasçılarının da vasiyetnamenin iptali davası açma hakkı bulunmaz.
Miras bırakanın korkutma etkisi altında yaptığı tasarruflar da geçersizdir. Korkutma maddi veya manevi olarak gerçekleştirilebilir. Ancak her iki halde de, miras bırakan veya yakınlarına karşı yapılmalı, haksız ve hukuka aykırı olmalı, ağır bir tehlike oluşturmalı, ciddi ve derhal gerçekleşecek nitelikte olmalı, kişiye cana mala hürriyete vücuda yönelmiş olmalıdır. Vasiyetçinin vasiyeti böyle bir tehdit altında yapıp yapmadığı konusunda taraf delilleri toplanarak sonuca göre karar verilmektedir. Miras bırakan korkutma etkisinden kurtulduğu günden başlayarak bir yıl içinde tasarruftan dönebilir. Bir yıllık sürede dava açılmadığındaysa tasarruf artık geçerli sayılır, ölümünden sonra mirasçıları dava açamaz.
Aynı şekilde, miras bırakanın zorlama etkisi altında yaptığı tasarruflar da geçersizdir. 1 yıllık hak düşürücü sürede tasarruftan dönülmelidir. Dönülmediği takdirde geçerli hale gelir. Zorlama, korkutma veya tehdit boyutuna varmayan manevi baskılardır.
Hukuka veya ahlaka aykırılık; vasiyetnamenin içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemeler hukuka veya ahlaka aykırıysa ölüme bağlı tasarrufun iptali için vasiyetnamenin iptali davası açılabilir. Atanmış mirasçıların tereke üzerindeki kullanma haklarının sınırlanması içeriğin hukuka aykırı olmasına örnektir. Bağlanan koşulların hukuka veya ahlaka aykırı olması da vasiyetnamenin iptali davası nedenidir. Anlamsız veya salt başkalarını rahatsız edici nitelikteki koşullarsa yok sayılır. Ölüme bağlı tasarruf geçersiz ise öngördüğü koşul da geçersizdir. Hukuka aykırı olmayan koşullarsa ilişkin olduğu ölüme bağlı tasarrufu geçersiz kılmaz. Yükleme ise miras bırakanın mirasçılarına ya da vasiyet alacaklılarına yüklemiş olduğu bir ödevdir. Vasiyet bu ödevlere bağlanabilir. Yüklemenin yerine getirilmesi dava yoluyla istenebilir. Anlamsız yüklemeler yok sayılır, hukuka veya ahlaka aykırı ise vasiyetin iptali için dava açılmalıdır.
Şekle aykırılık; şekle ilişkin vasiyetnamenin iptali sebebidir. Vasiyetname kanuni şekillere uyulmadan yapıldıysa vasiyetnamenin iptali davası açılabilir. Şekli anlamda geçerlilik miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. Örnek Yargıtay ilamına bakarsak; “ Miras bırakan 4721 sayılı TMK’nın yürürlüğe girdiği 01.01.2002’den sonra 23.11.2002’de ölmüştür. Miras bırakanın ölümünden önce yürürlüğe giren MK’nun 538. Maddesi el yazılı vasiyetnamede tanzim yerini 743 Sayılı Medeni Kanun’dan farklı düzenlemiş, tanzim yerinş geçerlilik şartlarından çıkartmıştır. Mahkemece vasiyetnamenin bu gerekçe ile iptaline karar vermesi isabetsizdir.” ( Yargıtay HGK, 22.03.2006,64-93)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Murat Altındere: Gençler bizim en büyük zenginliğimizdir

Yeni markalar kanunu çıktı

HUDER Mersin Şube Başkan Yardımcısı Altındere: